GEVŞE

 

Bilimdeki bütün büyük gelişmeler, akılla değil, sezgiyle gelmiştir. Bütün büyük keşifler, çığır açan icatlar, aklın ötesinden gelmiştir.

Arşimet’ten Einstein’a kadar bu böyledir.

Arşimet’in hikâyesini bilirsin.

Buluşunu küvetinin içinde, sıcak bir banyonun keyfini çıkartırken yapmıştı. Ve birden o gevşemiş ruh hali içinde… Günlerdir çok endişeliydi. Ülkenin kralı çok güzel bir altın taca sahipti ve onun saf altından mı yapıldığını, yoksa içine başka şeyler karıştırılıp karıştırılmadığını merak ediyordu.

Ve bu sorunun yanıtının taca bir hasar verilmeden bulunmasını istiyordu.

Bu bir bilmeceydi. Cevabı nasıl verilecekti?

Tacın ne kadarının altın, ne kadarının başka bir madde olduğu nasıl belirlenecekti?

Arşimet çok çabaladı. Günlerce uyumadı. Artık bir çözüm yolu bulma umudu yoktu. Ama oldu.

Küvet doluydu. Arşimet küvetin içine girince, suyun bir kısmı küvetten taştı. O anda beyninde bir şimşek çaktı. “Küvetten taşan suyun benim hacmimle bir ilgisi olması gerekir,” dedi.

O anda her şey yerine oturdu.

“Eğer dolu bir küvete altın koyarsak, bir miktar su taşacaktır. Bu taşan suyun da altın miktarıyla bağlantılı olması gerekir” dedi.

O anda çok heyecanlandı. Çıplaktı.

Ama o kadar büyük bir heyecan yaşıyordu ki, çıplaklığını unuttu. Sokağa fırlayıp, “Evreka! Evreka! Buldum! Buldum!” diye bağırarak koşmaya başladı.

Bu, sezgi kavramasıydı. Entelektüel bir yargı değil.

Albert Einstein saatlerce küvette uzanırdı. Belki de sadece Arşimet yüzünden. Hindistan’ın en büyük entelektüellerinden biri olan, Doktor Ram Manohar Lohia onu görmeye gitti… Bu hikâyeyi bana Doktor Lohia anlattı.

O, Hindistan’ın tanıdığı en dürüst politikacılardan biriydi. Keskin bir gözlemci. Büyük bir vizyon sahibi ve bir dahiydi. Almanya’da eğitim gördüğü için, Albert Einstein’ı tanıyan birçok arkadaşı vardı. Ortak bir dostları aracılığıyla bir görüşme ayarladı…

Doktor Lohia tam vaktinde geldi.

Ama Albert Einstein’ın eşi “Beklemeniz gerekiyor, çünkü şu anda banyo yapıyor ve kimse ne zaman çıkacağını bilemez” dedi.

Yarım saat geçti, bir saat geçti. Ve Doktor Lohia, “Daha ne kadar sürer?” diye sordu.

“Bunu kimse tahmin edemez” diye yanıtladı Einstein’ın eşi.

Doktor Lohia tekrar sordu: “Küvette oturup ne yapıyor ki?” Kadın gülmeye başladı. ” Sabun köpükleriyle oynuyor.”

“Ne için?”

“Sabun köpükleriyle oynadığı zaman, üzerinde düşünüp bir sonuca ulaşamadığı bazı konularda belirli önseziler geliyor. Önsezi şimşekleri her zaman o küvetteyken zihninde çakıyor.”

Neden küvette? Çünkü orada gevşersin. Ve gevşemek, meditasyonun temelidir. Gevşersin ve gevşediğin zaman, bütün gerginlikler sona erer. Sıcak su, banyonun sessizliği ve yalnızlık… Artık batıda banyolar o kadar güzel yapılıyor ki, neredeyse birer tapınak gibi. Hatta bazı insanlar, banyolarına oturma odası bile yapmaya başladı. O kadar güzel. İnsan gevşeyebilir. Meditasyon yapabilir.

Ve o meditasyon halinde bazı şeyler olur.

Küvet her zaman çok iyi bir provokatör olmuştur. Dünyanın bütün büyük bilim adamları bu konuda hemfikir. Bazen belirli bir sonuç için yıllarca çalışıyor ve hiçbir yere varamıyorsun. Ancak sonra, bir gün, birden beliriyor. Sınırların ötesinden bir yerden anında beliriyor. Buna bir sonuç diyemezsin. Çünkü o bir sonuç değildir.

Bilimsel keşifler her zaman için zihinden değil, meditasyondan çıkar. Sonuçta, zihinden çıkan şeyler bilim değil, teknoloji olur. Teknoloji zavallı bir şeydir. O bir kavrayış değil, kavrayışın uygulamasıdır.

Teknoloji, zihinden çıkar. Çünkü zihnin kendisi bir teknolojik alettir. Biyolojik bir teknoloji. Bütün makineler zihinden çıkar.

Çünkü zihnin kendisi bir makinedir. Ama zihinden bir yaratıcılık çıkmaz. Çünkü hiçbir bilgisayar bir kavrayış sunamaz. Bunlar zihin ötesinden gelir.

Zihin, senin varlığının yüzeyidir. Kavrayışlar ise varlığının merkezinden gelir. Meditasyon seni merkeze götürür.

Zihnin yanlış mekan olduğunu söylediğim zaman, zihninle özdeşleşme demek istiyorum. Sadece zihin olma. Çünkü sen ondan çok daha fazla bir şeysin. Zihin senin içinde küçük bir mekanizmadır, onu kullan, ama onunla özdeşleşme, tıpkı araban gibi. Arabanı kullanıyorsun ama kendini onunla tanımlamıyorsun. Zihin de içindeki bir makinedir. Kendini sadece onunla tanımlama. Buna gerek yok.

Bu tür bir özdeşleşme yanlışa yol açar.

“Ben zihinim” diye düşünmeye başladığında yanlış noktada bulunuyorsun. Eğer “ben zihin değil, zihnin sahibiyim, onu kullanabiliyorum” diyebiliyorsan, o zaman zihin çok değerli ve kullanışlı bir makinedir, harika teknolojiler geliştirebilir.

Bilim, tıpkı din gibi zihinsizlikten ortaya çıkar. Din ve bilim, farklı kaynaklardan gelmez, aynı kaynaktan beslenir, çünkü ikisi de çığır açan gelişmelere, kavrayışlara ve sezgiye muhtaçtır.

Teknoloji, zihinden çıkıyor. Dinsel teknoloji de zihinden çıkıyor. Yoga, Mantra, Yantra.

Yoga, derinleşmeyi sağlayacak beden duruşlarını içerir. Bunlar zihinde üretilir. Bu dinsel teknolojidir. O yüzden Yoga, belirli bir dinin parçası değildir. Hıristiyan Yoga olabilir. Hindu Yoga olabilir. Budist Yoga olduğu kesin. Jaina Yoga var. Dinlerin sayısı kadar Yoga çeşidi olabilir. Yoga sadece bir teknolojidir, hiçbir makine Hindu değildir, hiçbir makine Müslüman değildir. Bir dükkana girip, Müslüman araba ya da Hindu araba alamazsın, makineler sadece makinedir. Yoga, bir teknolojidir, mantra bir teknolojidir, zihinde üretilmiştir.

Mantra, aslında mantık sözcüğüyle aynı kökten gelir. İkisi de Sanskritçe olan, Man kelimesinden gelir. Bir dal mantık olurken, bir diğer dal Mantra oluyor. İkisi de zihnin bir parçasıdır. Bilimsel teknoloji zihinde üretilir. Dinsel teknoloji zihinde üretilir. Bütün dinsel ayinler, tapınaklar, camiler, kiliseler, dualar, yazıtlar, hepsi zihnin ürünüdür.

Ancak o şimşek, o kavrayış; Buddha’nm, Bodhi ağacı altında otururken yaşadığı, ilk kez olarak aydınlandığı, tam farkındalığa ulaştığı an; zihinden yükselen bir şey değildi. O, zihnin bir parçası değildi. Daha öteden gelen bir şeydi. Seninle, egonla, zihninle, bedeninle ilgili bir şey değildi. O, saf, bakir, sonsuzluğun parçası olan bir şeydi. O anda, Buddha’nın zihni tamamen durduğu anda, öteden gelen bir şey ona ulaştı.

Bir Tanrı oldu.

Tabii yedi gün boyunca sessiz kaldı. Etkisi o kadar güçlüydü ki, tek bir kelime söyleyemedi. Hikâyeye göre, cennetteki tanrılar rahatsız oldu. Çünkü bir insanın Buddha olması çok nadirdi ve eğer sessiz kalırsa, gözleri kapalı, karanlıkta yolunu bulmaya çalışan milyonlara kim öğretecekti?

Bu sadece bir efsane. Güzel bir hikâye, ancak anlamlı ve önemli. Tanrılar geldi, Budha’nın önünde eğildi ve ona yalvardı; “Konuş! Ulaştığın noktayı insanlara anlat.”

Ve Buddha konuşmaya başladığı zaman, işte o zaman zihinden konuşmaya başladı. O zaman zihnin bir parçası olmuştu. Olgunun kendisi, sessizlikte olmuştu, ancak sonra kelimeleri kullanmak zorunda kaldı. O kelimeler zihne aittir.

Benim bildiklerim zihnin ötesinde, ancak söylediklerim zihnimden çıkıyor. Kelimelerim zihnimin bir parçası, ancak bildiklerim zihnin bir parçası değil.

 

OSHO

Sonsuz Şifa Bireysel Seansları her derde çare buluyor.

Sunu1sdresdeKendi dönüşümünüzü kendiniz sağlayamıyorsanız

Cavit Çağ’ın uyguladığı
SONSUZ ŞİFA Enerjisi BİREYSEL SEANSI alarak
Geçmişte yaşadığınız olayların
Fiziksel, Ruhsal, zihinsel ve duygusal alanlarınızda biriken toksinlerinden
Bilinçaltınızda oluşan çöp inanç, korku, öfke, acı ve nefretin üzerinizdeki olumsuz etkisiniden, kurtulup
Hayatınıza yeniden Sevinci, Neşeyi, Mutluluğu getirerek, Esnek düşünceler ile yaşam yolunuzu aydınlatarak
Kalıcı kalite ve sağlık getirebilir,
Aynı bedende yeniden sağlıklı olarak doğabilirsiniz.

Kendinize bu armağanı alın..

Siz buna LAYIKSINIZ

Tel: 0533 835 2473

(WHATS APP” tan da arayabilirsiniz)

Eğer 18:00-21:00 arası bu telefonu ararsanız,

Herhangi bir ARACI olmadan Cavit ÇAĞ‘la görüşebilirsiniz.

Sevinç, Neşe, Mutlulukla birlikte Sonsuz ŞİFA sizinle olsun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

YORUMLAR

Tavsiye Edilir

KADERİ DEĞİŞTİRME – HATHOR BİLGİLERİ –

Bugün sizinle kader konusunu konuşmak istiyoruz, çünkü bu konuda büyük bir yanlış anlama vardır. Sizin …